Bir sınıfta dikkat çeken çocukları fark etmek kolaydır. Sürekli söz alanlar, hareketli olanlar, enerjisi yüksek olanlar ya da başarılarıyla öne çıkanlar doğal olarak daha görünür hale gelir.
Peki ya sessiz çocuklar?
Genellikle kurallara uyarlar, sınıfın düzenini bozmazlar ve öğretmenlerinden sık sık şikâyet gelmez. Bu nedenle birçok yetişkin için her şey yolundaymış gibi görünür. Ancak sessiz olmak, her zaman zorlanmamak anlamına gelmez.
Bazı çocuklar yaşadıkları güçlükleri dışa vurmaz. Anlamadıkları bir konuyu sormaktan çekinebilir, zorlandıkları bir görevi kendi başlarına çözmeye çalışabilir veya dikkat çekmemek için yardım istemeyebilirler. Bu durum zamanla görünmeyen bir yük oluşturabilir.
Sessiz çocukların en büyük avantajlarından biri kendi başlarına çalışabilmeleridir. Ancak aynı özellik bazen bir dezavantaja da dönüşebilir. Çünkü çevrelerindeki yetişkinler onların desteğe ihtiyaç duyduğunu fark etmekte gecikebilir.
Bir çocuğun çok konuşması, aktif olması ya da sürekli soru sorması onun daha fazla ilgi görmesine neden olabilir. Sessiz çocuklar ise çoğu zaman sorun çıkarmadıkları için gözden kaçabilir.
Bu noktada önemli olan şey, çocuğun ne kadar konuştuğu değil, kendini ne kadar rahat ifade edebildiğidir.
Örneğin bazı çocuklar sınıfta soru sormaz ama eve geldiğinde konuyla ilgili birçok belirsizlik yaşar. Bazıları grup çalışmalarında geri planda kalır ama bireysel çalışmalarda oldukça başarılıdır. Bazıları ise düşüncelerini sözlü olarak değil, yazılı veya görsel yollarla daha rahat ifade eder.
Bu farklılıklar çoğu zaman akademik sonuçlara doğrudan yansımaz. Bu nedenle yalnızca notlara veya sınıf içindeki görünürlüğe bakarak bir çocuğu değerlendirmek eksik bir bakış açısı oluşturabilir.
Çocuk gelişiminde önemli olan yalnızca performansı görmek değildir. Performansın arkasındaki davranışları ve ihtiyaçları da anlayabilmektir. Çünkü bazı güçlü yönler sessizce gelişir, bazı zorlanmalar ise sessizce büyür.
Bu yüzden son yıllarda çocukları değerlendirirken yalnızca sonuçlara değil, bireysel özelliklere ve düşünme biçimlerine daha fazla önem veriliyor. Her çocuğun kendine özgü bir öğrenme ve kendini ifade etme biçimi olduğu kabul ediliyor.
Zeka Madeni de bu yaklaşımı temel alır. Amaç yalnızca görünür olanı değerlendirmek değil, çocuğun güçlü yönlerini, gelişim alanlarını ve düşünme yapısını daha net görebilmektir. Çünkü bazı çocuklar dikkat çekmez.
Ama bu, anlatacakları bir şey olmadığı anlamına gelmez.