Bazı çocuklar soruyu çözebilir. Hatta nasıl çözüleceğini de bilir. Ama iş süreye geldiğinde tablo değişir. Süre uzadıkça tempo düşer, düşünce yavaşlar ve süreç dağılmaya başlar.
Dışarıdan bakınca bu durum genelde “yavaşlık” gibi görünür. Oysa çoğu zaman mesele hız değildir.
Mesele, düşünceyi baskı altında sürdürebilmektir.
Özellikle zaman sınırı olan çalışmalarda bu daha belirgin hale gelir. Çocuk başlangıçta kontrollüdür. Ama süre ilerledikçe zihinsel yük artar. Bir yandan doğruyu bulmaya çalışır, bir yandan zamanı takip eder.
İşte tam burada süreç değişmeye başlar.
Bazı çocuklar hızlanır ve kontrolü kaybeder. Bazıları ise doğru yapmaya odaklandığı için yavaşlar. Ve sonuçta ortaya garip bir tablo çıkar:
Soruyu biliyordur ama yetiştiremez.
Genelde şu durumlar dikkat çeker:
- Süre baskısıyla düşünce hızının değişmesi
- Karar verirken fazla kontrol etmeye başlamak
- Süreyi yönetmeye çalışırken odağın bölünmesi
Bu yüzden problem her zaman bilgi eksikliği değildir. Çocuk bazen bilgiyi kullanabilir ama aynı anda hem zamanı hem düşünce akışını yönetmekte zorlanır.
Birçok ebeveyn sonucu görür. “Yetiştiremedi” der. Ama sürecin hangi noktada yavaşladığını fark etmek çok daha önemlidir.
Çünkü bazı çocuklar yavaş düşündüğü için değil, zihinsel enerjisini süreç boyunca dengeli kullanamadığı için zorlanır.
Bu fark dışarıdan kolay görünmez. Özellikle çocuk normal çalışmalarda başarılıysa, süre baskısıyla ortaya çıkan değişim çoğu zaman gözden kaçar.
İşte bu yüzden artık sadece doğru sayısına bakmak yeterli olmuyor. Çocuğun baskı altında düşünme sürecini nasıl yönettiğini görmek daha önemli hale geliyor.
Bazı yaklaşımlar da tam olarak bu süreci anlamaya odaklanıyor. Çünkü çocuk hangi anda hızlandığını, hangi noktada yavaşladığını ve ne zaman kontrolü kaybettiğini fark etmeye başladığında süreç değişmeye başlıyor.
Gerçek gelişim bazen daha hızlı olmakla değil, düşünce temposunu yönetebilmekle başlıyor.